İnsanlar için Beyin Nakli

Organ nakilleri çok uzun zamandır hayat kurtaran önemli cerrahi işlemlerdir. Beyin ölümü gerçekleşmiş olduğuna karar verilen kişiler eğer hayattayken organ bağışında bulunmuşlarsa işe yarayabilecek olan organları, ihtiyacı olan kişilere nakil edilerek diğer insanlara ikinci bir şans vermektedir. Peki, organ nakli konusunun en karanlık bölümünü okumaya hazır mısınız? Beyin nakli…

Çok uzun zamandır insanların hayallerini süsleyen, bilim insanlarının ve bilimkurgu yazarlarının üzerinde çokça düşündüğü, özellikle bilim insanlarının işi pratiğe dökmek için çok mesailer harcadığını düşünürsek hiç de kolay olmayan bir şey olduğunu açıkça görebiliriz. Siz değerli okuyucular için karamsar bir yazı olmasını istemezdim fakat bu nakil işleminin neden olamayacağı konusunda bir yazı kaleme almaya karar verdiğimden yazının genel gidişatı bu şekilde olacak.

İnsanlar arasında beyin naklinin neden yapılmak istediği konusu önemlidir. Bunu yeni bir zihne sahip olmak için mi istiyoruz? Yeni bir kişiliğe mi ihtiyacımız var? Beynimizi genç bir vücuda aktararak elli yıl daha mı kazanmak istiyoruz? Yanıtımız basit; tabi ki hayır. Diğer organ nakillerinde olduğu gibi hasar görmüş olan bir organı yenisi ile değiştirmek amaç. Bir örnek üzerinden gitmekte fayda var.

Düşünün ki beyin ölümü gerçekleşmiş bir hasta bitkisel hayatta bir hastanede bulunuyor, yaşı 24, başka bir hastanede ise 56 yaşında bir hasta vücudu bir daha asla eskisi gibi çalışmayacak şekilde hasar almış olsun. Ve farzedelim ki bu 56 yaşındaki hasta bir daha asla yürüyemeyecek, konuşamayacak, sindirim yapamayacak, makinalardan destek almadan soluk alamayacak durumda bulunuyor. Beyin nakli konusunda işler yolunda gitmiş ve bu hastanın beyni 24 yaşındaki hastanın bedenine nakil edilecek.

Düşüncelerimizin, fikirlerimizin, hafızamızın, anılarımızın, korkularımızın, zevklerimizin, kişiliğimizin, uyku düzenimizin, yeteneklerimizin ve daha fazlasının bu elektrokimyasal makinenin içinde olduğunu unutmamanızı öneririm. Yani donanımı değiştirdiğinizde yazılım da değişmek zorunda kalacaktır.

Tabi bu işin bir biyolojik tarafı olduğu gibi bir de etik tarafı bulunmaktadır. Bir beyni başka bir vücuda nakletmeyi başardığınızda beden değiştirmiş bir insandan söz etmek zorunda kalırsınız. İşler yasal anlamda değişecektir. Yüz nakli tartışmalarını hatırlayacak olursanız orada bile işlerin hukuksal anlamda bir yerde çıkmaza girdiğini görmüş olursunuz. İşin biyolojik tarafı bu yazının omurgasını oluşturmaktadır. Unutmayın ki bütün bilimsel buluşların öncesinde o fikirlerin hepsi birilerinin hayal gücünün sınırları içerisinde dolaşmaktaydı. Hayal kurmak bilimin geleneğinde olan bir şeydir. 

Vladimir Petrovich Demikhov`u hatırlatarak başlamak isterim. Kendisi Moskova`da doğmuş bir bilim insanı. Organ nakillerinin modern öncülerinden biri olarak düşünülebilir kendisi. Yaptığı deneylerde köpekleri kullanmıştır. Bir köpeğe başka bir köpeğin kafasını bütün olarak nakletmiş, başa giden ve baştan gelen damarları naklettiği köpeğin dolaşım sistemine bağlamıştır. Ve bu iki köpeğin aynı bedende yaşamasını sağlamıştır. Bir organa ya da bir vücut parçasına yaşaması için gerekli olan besin ve oksijeni sağlayıp ortaya çıkan metabolizma artıklarının uzaklaştırılmasını sağlayabilirseniz o organ ya da vücut parçası yaşamaya devam edecektir hatta bir fonksiyon sahibiyse eğer uygun şartlar altında fonksiyonunu yerine getirmeye devam edecektir. Demikhov`un yaptığı da tam olarak buydu. Fakat biz burada çok ama çok farklı bir örnekle muhattap olmaktayız. Bu elektrokimyasal makineyi yuvasından çıkartıp başka bir yuvaya yerleştirmekten bahsediyoruz.

Size beynin bir özelliğinden bahsetmemde fayda görüyorum; beyin dediğimiz organ bütünüyle hücre yığınından ve yağdan oluşmuş olan bir organdır. Bu şu anlama gelmektedir; beyninizi elinize alma şansınız olsaydı onun jöle gibi bir şey olduğunu farkederdiniz. Muhtemelen onu yerinden düzgün çıkarma şansınız olmayacak. İkinci önemli husus ise beyninizin oksijen ve besin almadan çok fazla hayatta kalma şansı yoktur. Yani onu yerinden uygun şekilde çıkarabilseniz bile onu parçalara ayırmadan hayatta tutmanız oldukça güç olacaktır.
Beyninizi üç adet zar sarmaktadır. Dıştan içe doğru sırasıyla Dura mater, Arachnoid mater ve Pia mater. Dura iki yapraklı ve yaprakları bazı yerlerde genişleyerek sinus adını verdiğimiz yapıları oluşturmaktadır, bu sinus`ler kirli kanın ve beyin omurilik sıvısının dönüşünde görevli olan yapılardır. Arachnoid beyninizi bir ağ gibi sarmış olan zardır. Gyrus ismi verilen beyin kıvrımlarının üzerini örter fakat sulcus isimli beyin kıvrımlarının arasındaki boşluklara girmez. Pia ise beyninizin her bölgesini saran bir zardır. Nakil sırasında bu zarların akibeti ne olacak? Yani burada Dura ve Arachnoid etrafında yerleşmiş olan yüzlerce , binlerce kan damarından söz ediyorum. Bu kan damarı bağlantılarının nakledilen kafadaki karşılıkları ile bağlanması gerekmektedir. Ve sizi temin ederim çalışabileceğiniz birkaç milimetrelik alanlar bulursanız kendinizi şanslı sayarsınız.

Mikro-vasküler cerrahi yöntemleri ve çok becerikli robotlar kullanarak damar bağlantılarını halledebildiğimizi varsayalım. Karşımıza bir sorun daha çıkmaktadır, beynininiz sinir bağlantıları!
Beyniniz foramen magnum denilen delik sayesinde omuriliğiniz ile kesintiye uğramaksızın bağlantı kurar. Beyni çıkarmak için bu bağlantının kesilmesi ve yeni bedendeki omurilik ile bağlantısının sağlanması gerekmektedir. Burada inen ve çıkan yollardan bahsediyorum ki birçok yol (yani akson grubu) mevcuttur ve bunların herbirinin düzgün bir şekilde bağlanması gereklidir. Bu sorunumuzu çok ileri bir kök hücre tedavisi yöntemi ile çözüme kavuşturduğumuzu farzedelim. Yine benzer şekilde karşımıza kraniyal sinirler çıkacaktır. 12 adet sağ tarafta, 12 adet sol tarafta ve kafa tabanınıza yayılmış şekilde kafayı terkeden (8. kraniyal sinir hariç, o kafayı terketmeyen sadık bir sinirdir.) sinirlerdir. Bu sinirlerden ilki koku almanızı sağlayan nervus olfactorius burun boşluğunuzun tepesinde yer alır. İkinci sinir nervus opticus görmenizi sağlar ve gözlerinizle bağlantıdadır. Üçüncü sinir nervus oculomotorius bu sinir göz hareketlerinizin bazılarını gerçekleştirmenize olanak verir. Dört numara nervus trochlearis yine göz hareketleri ile ilgilidir. Beşinci elemanımız nervus trigeminus çiğneme fonksiyonunuz ile ilgilidir aynı zamanda yüzünüzün duyusunu alır. Altı numara nervus abducens kendisi göz haerketleriniz ile ilgilidir. Yedinci sinir nervus facialis yüzünüzdeki kasların motor fonksiyonu ile ilgili aynı zamanda tat duyusu ile ilgilidir. Sekiz numara nervus vestibulocohlearis işitme ve denge ile ilgili sinirinizdir. Dokuz numara nervus glossopharyngeus tat ve yutma ile ilgilidir. On numara nervus vagus kalın bağırsağınızın bir bölümüne kadar olan parasempatik innervasyondan sorumludur. Onbir numara nervus accessorius bazı iskelet kaslarınızın hareketini sağlar. Oniki numaralı sinir nervus hypoglossus dilinizin hareketleri ile ilgilidir. Ve bu sinirlerden her birini kafa tabanındaki karşılığı ile beyindeki parçasını birleştirmeniz gerekli ve bunu iğne deliğinden yapmaya çalıştığınızı düşünün. 

Tüm bu faktörler nakil işleminin önündeki engeller fakat bunlara çözümü bilim insanları mutlaka getirecektir. Hep söylediğim gibi, bilim yapmak hayal etmekle başlar. Hayal edebildiğiniz kadar özgürsünüz. Sağlık yönünden gerekli olan durumlar dışında gerçekleştirilmesi bilimkurgu filmlerine ve kitaplarına konu olmaya yüz tutacak olan bir şey bu. Etik anlamda bazı düzenlemelerin kaçınılmaz şekilde getirileceği aşikar.

Biyonik insanların, makina temelli biyolojik materyallerin önünü açacak olan bir konu bu, tabi günümüzde organların laboratuvarlarda üretilme çabaları - ki kısmen başarılı olunuyor- gündemdeyken insanın aklına şu sorular geliyor; beyni laboratuvarda üretmek mümkün mü? Üretilen beynin bir kişiliği olur mu? Olursa bu kişiliğe müdahale edilebilir mi? Biyonik askerler, sadık ölüm makineleri üretmek mümkün mü? Daha az uyuyan, daha çok çalışan işçiler üretilebilir mi? Doğal seleksiyonun günümüze miras bıraktığı beyinlerin yapay beyinler üreterek onları köle haline getirmesi konusu insanı ürkütüyor. Sayın okuyucu bunların hepsi önümüzdeki birkaç yüzyılda mümkün olabilir ne dersin?
                                                                        Bilim sizinle olsun!

                                                                               

Comments